Ailemizin Direği

Share

Ailemizin DireğiAilemizin Direği

Eskiler söylemişler; “evimizin direği babadır” diye. Bununla beraber kadının kurucu gücünü vurgulamak için “yuvayı dişi kuş yapar” da demişler.

Günümüzde nasıl işliyor bu görünmez kurallar?

Modern yaşamda genellikle hem anne hem de baba çalışıyor. Ancak aralarındaki iş bölümü sağlıklı işliyor mu? Benim görebildiğim kadarıyla malesef her ailede değil!

İş bölümünün, paylaşmanın, desteklemenin sağlam kurulmadığı ailelerin direği çatırdıyor. Ailenin barındığı evin direği en içten yıkılıyor. Hem kadın, hem erkek, hatta daha geniş ailelerde büyükanne ve büyükbabalar da desteklemeye giriştikçe işler bazen daha da sarpa sarıyor. Herkes kendi tarafına doğru çekmeye çalıştıkça, güç mücadelesinden ilgisiz kalan çocukların sesleri de tam olarak duyulmuyor. Anne, babalarının kavga ve geçimsizliklerinden kendi küçük dünyalarına çok büyük paylar çıkaran çocuklar kendi içlerinde bölünüp parçalanıyorlar öncelikle. Bu çocuklar ebeveynleri arasında hangi tarafta kalsalar, baş edemedikleri bir öfke, hüzün ve  suçluluk duygusu içinde oluyorlar. Bu duygular başka kişilerle ilişkilerinde de bir ömür yakalarını bırakmayacak… Ve sonunda da malesef giderek aile parçalanıyor.  Çatışmalı güç savaşına girmiş, problemlerin konuşularak çözülemediği ailelerde şu kalıbı görüyorum… Baba çalışıyor yorgun ve günün stresi üstünde eve geliyor,  stresli işinden eve alış veriş yaparak gelmiş, yemek yapmış, çocukları doyurmuş, bakımlarını yapmış, evi toplamış, kendisi de alımlı, dingin ve “erkeğini memnun etmeyi arzulayan” bir kadın bulmak istiyor. Bu kadarcık(!) olsun bir beklentiyi evinde bulamak yerine, yorgun, söylenen, öfkeli, hüzünlü, gün geçtikçe bakımsızlaşan bir kadınla karşılaşan erkek çareyi eve geç gelmekte buluyor. Çok çalışması gerekiyor, fazla mesai… Geç gelinen evde güler yüzle karşılanmayışına daha da kızıyor ve daha geç gelmeye, belki alkol almaya, giderek başka ilişkiler kurmaya kadar varan bir tutum içine giriyor. Bu sırada kadın işinde çalışmaya, orada da erkek egemenliğinde bir yapıyla mücadele etmeye, çocukları büyütmeye, evini düzenli tutmaya, kendini de güzel ve çekici bir kadın olarak var etme mücadelesini vermeye devam ederken, aldatıldığını hissediyor, öğreniyor, zaten kuşkulanıyordu bilemediği bir biçimde.

Boşanma kararı genellikle büyük bir kavganın ardından geliyor. Direğin kırıldığı an.

Şimdi okurken, “bu kadar dengesizlik de pes doğrusu!” dediğinizi duyar gibiyim. Kader mi? Düzen mi? Kimin suçu?

Boşanma aşamasında evcek kırılmalar kültürlere göre değişiyor ve ülkemizdeki alt-kültürlere göre de değişiyor elbette ama kadının hali ortada değil mi? Çocuklar genellikle anneyle kalıyor, maddi olmasa bile tüm manevi sorumluluk da öyle.

Bu yazıyla amacım “feminist” bir tavır, ya da kadından yana militanlık yapmak değil. Tam tersi yukarıdaki modelde aslında erkeğin de mutlu ve doygun bir paylaşımla evinin, yuvasının keyfini süremediğini anlatmaya çalışacağım.

Evimizde neler olmakta?

Birbirlerini severek evlenmiş ve bir yuva kurmuş, her ikisi de çalışan bir kadınla bir erkek, evliliklerinin ilk yıllarında ev, iş derken haftasonu dostlar ve arkadaşlarla paylaşılan gezi ve ziyaretlerle mutlu mesut yaşarlar. Aradan geçer bir ya da bir kaç yıl ve artık birbirlerine olan güvenleri ve yuvalarında paylaştıkları mutluluklarını bebek sahibi olarak daha da geliştirmek isterler. O zamana kadar kadının iş çıkışı alışveriş, yemek ve ev işlerini ağırlıklı olarak yapıyor olması kadını çok da fazla incitmiyor, yormuyor olabilir. Ne de olsa kendi yuvası ve özen gösteriyor, zevkine göre istediklerini yapabiliyor olmanın keyfini de sürüyor. Ancak hamileliğin son dönemleri ile birlikte evin yükü ağır gelmeye başlar. Çalışma yaşamına ara verecektir ama bu kez de iş yaşamından aldığı hazzı kaybedecektir. Bebek sahibi olma sevinci bir süre daha durumu idare ettirir. Derken doğumun ardından bebeğin sürekli anne bağımlılığı süre giden ev kalabalığı, evde uzun kalmaya çok da alışkın olmayan ve içindeki iş kadının özlemi ile bakıcı bulunarak anne iş yaşamına döner. Bu kez de bebeğine iyi bakılıp bakılmadığı endişeleri annenin peşini bırakmaz. Manevi olarak açık bir iletişimle desteklenmeyen kadın, hem ev hem de iş yükünü bu kez bir bebekle taşır. Her fiziksel sınır gibi ruhsal olarak da limitlerimiz vardır. Kadın, eşinden nasıl bir destek beklediğini anlatamadığında, ya da eşi tarafından beklentileri tam olarak desteklenmediğinde ruhsal çökkünlük, lohusa depresyonları ve bu durumlardan çıkamama halleri hayal kırıklıkları ile bileylenir.

Nedir bu hayal kırıklıkları?

Kadın erkeğin anlayışsızlığından, erkek de kadının ne istediğini tam olarak anlayamamaktan şikayet etmeye başlarlar. İletişim arızaları da birbirlerini işitmedikleri, duymadıkları, anlamadıkları alanlara, boşluklara kendi zihinlerindeki olası olumsuz senaryoları, yanıtları onun yerine doldurmakla başlar. İşte ailemizin direğinin asıl çatırdamaya başladığı yer burasıdır.

-Nasıl bu tuzaktan kurtuluruz?

Elbette bu tür durumlarda  sorun ne kadar eskiyse, kemikleşmişse dönüşüm ve iyileşme de o kadar uzun sürebilir. Ama kendi tecrübelerimden de biliyorum ki tamamen iyileşmek, hatta eskisinden daha sağlam bir yapıya kavuşmak gayet mümkün.

Biliyorum çatışma üzerine konuşmak kolay değil, uzlaşmak geri adım atmak gibi gelir önceleri ama acelemiz ne değil mi? Önce özel bir zaman ayıralım. Dünya bizi bekler, bekleyebilir…

Şimdi, öncelikle yapılması gereken soru ve sorunları paylaşmaktır. Yanıtlar hem kendi içimizde, hem de bu sorunu beraber yaşadıklarımızda. Bulup, çıkarmak için harcanacak çabaya değmez mi? Hele ki çocuklarımız için?

 

Önce kendine, sonra “O”na sor…

*Karşındaki kişinin duygu ve düşüncelerini her türlü durumda tam olarak biliyor musun?

*Çoğunlukla kendi duygularını biliyor musun?

*Böyle düşünme kalıplarının ve inançlarının nereden kaynaklandığını biliyor musun?

*Düşüncelerinin ispatları var mı?

*Kendini iletişim konularında geliştirmen gerektiğini ve bunun en çok da hangi alanlarda olduğunu biliyor  musun?

*Bazen yapabileceklerinden daha azını yaptığının suçluluk duygusunu  taşır mısın?

*Sana hata yaptığını söyleyen insanı dinler misin?

*Sürekli eleştirilmekten korkar mısın?

*Eleştrildiğin zaman kendini küçük düşmüş ve/veya öfkeli, kızgın, hüzünlü hisseder misin?

*Duygularının bedeninde yarattığı izleri fark eder misin?

*Hatalarını kolay kabul eder misin?

*Karar ve düşüncelerini kolayca dile getirebilir misin?

*Doğru bildiklerine kimse inanmasa da sen sahip çıkar mısın?

*Hiç kimse ile hatta kendinin daha genç hali ile bile her konuda anlaşmaya varamayacağını kabul eder misin?

*Duyguların davranışları nasıl etkilediğini anlayabilir misin?

*Birisi için bir iş yaparken bu işin onun ihtiyacı olup olmadığına bakar mısın?

*Karşındakinin ruh halini anlayabilir misin?

*Karşındakinin senden beklentisini anlayabilir misin?

*En büyük aile içindeki ilişkilerarası dinamikleri ve niyetleri anlayabilir misin?

*Aile içinde dedikoduya geçit vermemenin yolunu bulabilir misin?

*Karşındakini bir eyleme götüren durumların farkına varabilir misin?

*Olayları karşındakinin bakış açısıyla da görebilir misin?

*Karşılıklı önemsenen değerleri beraberce taşıyabilir misin?

*Kimin kazanacağını düşünmekten her tarafın kaybedeceği güç mücadeleleri yerine destek ve dayanışma aracılığıyla kazanmayı düşünebilir misin?

*Mutlu olmanın tek taraflı mümkün olmadığını biliyor musun?

*Seni nasıl mutlu ettiğini ona(bana) aktarabilir misin?

*Suçluluk duymadan ve kendini sürekli savunma halinde tutmadan iletişim kurabilir, bir meseleyi enine boyuna konuşabilir misin?

*Süregiden bir şekilde cinsel doyum konusunda problem yaşıyor musun?

*Sevişmek yalnızca genital bir eylem mi?

*Çok sık cinsel isteksizlik duyuyor musun?

*Çocuk olduktan sonra bu durum olumsuz yönde arttı mı?

*Yapıp ettiklerinin çevrendekileri etkilediğini ve tam tersinin de geçerli olduğunu biliyor musun?

*”Doğru” kavramının kişiden kişiye ve zamandan zamana sürekli değişebileceğini biliyor musun?

*Bilinçli olarak yaptıklarında sorumluluğun sende olduğunu kabul ediyor musun?

*O halde sorumluluğun değiştirilebilecekler üzerine eylem yapmak olduğunu biliyor musun?

*En büyük hayal kırıklıklarının basit yalanlardan çıkabildiğini ve bunların birikerek büyük yalanlar haline dönüşebildiklerini biliyor musun?

*Arzu, istek, ihtiyaç ve hayallerimizin yaşamdaki önceliklerinin hiyerarşik olduğunu ve bu düzenin ancak uyum içinde paylaşılırsa sağlıklı olduğunu biliyor musun?

Bu soruları okuyup kendinize sordukça yeni, başka, sizin yaşamınıza uygun sorular çıkarabilirsiniz.

Yaşamda sorular bitmez kuşkusuz…Şükürler olsun ki yanıtlarda bitmez. Yaşam böyle devam edip gelişiyor. Çareler, çözümler her zaman var.

Ailemizin bireyleri bu çözümlere verdiğimiz destekle güçlü, sağlıklı ve mutlu olur.

Evlerinizin direği çelik gibi sağlam, zarif ve esnek olsun.

Ayşegül Denizci

Ayşegül Denizci

www.yedikulepsikiyatri.com

Share
Ücretsiz Demo Talep Et
Banu Gökçül